30 Ocak 2013 Çarşamba

"Bright Star" Bir John Keats Klasiği


Film,İngiliz  Edebiyatı'nın romantizm akımına en iyi örneği olan ve 25 yaşında veremden dolayı hayatını kaybeden John Keats'i anlatmaktadır. Biyografi seven ve romantizm dolu sanatsal filmlere meraklı izleyicilere hitap eden bir fim.Diğer türlü sıradan sinema izleyiciyseniz ve edebiyata ilginiz yoksa film sizi sıkabilir.
Keats'in şiirlerinden olan Bright Star yani dilimize olan çevirisiyle Parlak Yıldız filme adını vermiştir.Film in yapım yılı 2009'dur ülkemize bir sene sonra vizyona girmiş İngiltere,Avustralya,Fransa,Belçika ortak yapımı.

Keats,İngiltere yakınlarında yaşayan Brown ailesinin evinin yakınlarında arkadaşı Vales Browne ile beraber bir oda kiralamıştır.Ev sahipleri olan Browne ailesinin büyük kızı olan Fanny Browne şiire dair en ufak bir merakı yoktur.Terzidir ve dansa meraklıdır.Fanny Brown, John Keats'in bir şiiri olan Endomion şiirini okuyarak kelimelerin mükemmel uyum gösterebileceğini görüp,ilgilenmeye başlar. John Keats'in ruhuna dokunan şiirinden sonra ondan şiir dersi almaya başlar. Keats'in arkadaşı olan V.Browne bu durumla çok alay eder.Ve alayını bir adım ileri götürerek Fanny' e sevgililer günü kartı gönderir. Keats durumu öğrenince çok sinirlenir. Çünkü; Fanny'e aşık olmaya başlamıştır ve aşkı karşılıksız değildir.
Fanny'nin Keats ile olan aşkı saf,gerçek aşkı en güzel biçimde gözler önüne sermektedir. Dokunmadan sevmeyi,sadece ufak öpücükler beraberliğinde ortaya koyan bir aşk.Film boyunca safiyane aşkı birlikte yaptıkları dansla aralarında geçen konuşmalardan da anlıyoruz.Özellikle hastalığından dolayı İtalya'ya gitmek zorunda kalan John Keats gitmeden önce Fanny'nin saçından bir tutam keserek kitabının arasına koyduğu sahne,ve ayrılacakları esnada Keats ile sarılıp "Başka bir hayat olmalı,böyle bir acı için yaratılmış olamayız."demesi insanı duygulandırıyor.

Film ince ve detaylı noktaları da düşündüğü için bence romantizmin hakkını fazlasıyla veriyor. Keats ve Fanny dans sahnesinde bulunduğu kırda Fanny'nin küçük kız kardeşi kurumuş solgun yaprağı eline alarak "Burada sana yer yok" diyerek en uç noktaya atması,Keats'in ölüm haberini alan Fanny'nin ağlayarak yere yığılması ve çığlık atarak "Anne!Nefes alamıyorum." demesi göz dolduran sahnelerden.Keats'in İtalya'ya gitmeden önce annesinden kalan yüzüğü Fanny'nin parmağına takması ve Fanny'nin o yüzüğü ömür boyu parmağından çıkarmaması uyarlama olduğu halde insanı duygulandırıyor.
John Keats,romantizm akımı öncülerinden sayılan ve 25 yıllık hayatına sadece 3 kitap sığdıran  bir şair.
Fransız,İngiliz yapımı filmlere ilginiz varsa ve edebiyatla ilgileniyorsanız gerçekten güzel bir film.
Şimdiden iyi seyirler....


29 Ocak 2013 Salı

La Poulet Aux Prunes (Azrail'i Beklerken)


Film 2011 Fransa yapımıdır.Yapım aşaması biraz sürüncemeli olsa da yönetmen Marjane Satrapi 2007'de çektiği ve hatta Oscar'a aday olan Persepolis animasyon filminin devamı ve uyarlaması niteliğinde bu filmi bizlere sunmuştur.Film Fransız yapımı olduğunu buram buram görselliği ve kıyafet tarzıyla gözler önüne sermektedir.Fakat konusu itibariyle 1958 yılında Devrim öncesinde geçen İran döneminde bir müzisyenin hayatını anlatmaktadır.
Filmin orijinal adı 'Erikli Tavuk' anlamına geliyor.Fakat dilimize "Azrail'i Beklerken" olarak çevrilmiştir.Bence çevirisi gayet anlamlı olmuş filmin konusunu düşününce...Filmde Nasser-Ali karakteri çok iyi bir keman müzisyenidir ve bunun beraberinde melankolik,hayattan soğumuş ve anlamlı kılacak tek bişr işaret bulamamaktır.Asıl nedeni ise en sevdiği ve hayata bağlayan tek nedeni olan kemanının kırılmasıdır.Keman kırıldıktan sonra hiç birşey ona anlam ifade etmez ve katlanılmaz acının verdiği ızdırapla kendini yatağa bırakır ve Azrail'i beklemeye başlar.Bu süreçte Nasser-Ali'nin çocukluğundan hayatının var olduğu noktasına kadar olan olaylar ve kişilerden kesitler sunmaktadır.Bu aşamada aklıma başka bir Fransız yapımı olan Amelie filmi geldi aynı biçimde kurgulanmıştı.Fakat Azrail'i Beklerken arka planda pastel görüntüleri ve müziği ile gerçekten güzel bir film olmuş. Amelie'ye göre daha az gülümseten sahnesi ve arayış içinde bir karakter gözlerimize sunuluyor.
Film prömiyerini 2011 Venedik Film Festivali ile yaptığı için fazlasıyla da özel bir deneyim olacak.Ancak canınız sıkıldığında değil gerçekten pürdikkat kaliteli bir film izlemek istiyorsanız ve sanat filmi kategorisine girebilecek bir film olduğundan biyografi tarzı severlere daha çok hitap etmektedir.
Şimdiden iyi seyirler :)


28 Şubat 2012 Salı

Ve...sen...ben...


Ve gün battı çoktan Dünya'nın bir ucunda belki başka bir ucunda sema gün doğumuna gebe iken..
Sen yine aklımın en kuytu hücrelerinde gezinirken...
Ben yine sensizliğe mahkum,yokluğuna alışmak isterken...
Ve şehirler ölüm sessizliğini derin bir nefes gibi içine çekerken...
Sen bihaber sevgimden hayatını yaşarken...
Ben tüm bunlara rağmen kalbimin duvarlarına adını haykırırken...
Ve gece bütün karanlığını yıldızlarla süslerken...
Sen gecenin kör karanlığında mışıl mışıl uyurken...
Ben rüyama geleceğini umut  edip,seni düşlerken...
Ve hayat zamana inat duramazken...
Sen sensizliğin anlamını lügatta bile bilmezken...
Ben seni hep seviyor(d)um...

26 Şubat 2012 Pazar

paylaşmak

bir çay bardağının içindeki çayın sıcaklığı gibi paylaştın yalnızlığımı...bende sana sadece masumca bakarak  teşekkür ettim simitimin yarısıyla...mutluluk 50 kuruş kadar pahalı olmamalıydı.

19 Aralık 2010 Pazar

Kronik Bencillik

Bencil???Kulağa ne kadar soğuk gelen bi kelimedir...Egoist,bencil,kendini düşünen...
Ben mi?Evet belki de kronik bir bencillik benimkisi...Öyle bir düzeydeyim ki;bağışıklık kazanmışım her türlü anti-bencillik içeren şeye karşı o yüzden hiç birşey işlemiyor artık bana.Eeee?Artık kronik bir bencilim.Ve bir o kadar ukala,şımarık,kendini beğenmiş...Ama napalım???Biz ben-ciller olmasak siz naparsınız?Hayatınız ne kadar sıkıcı geçer hiç düşündünüz mü?Aslında o kadar da bencil değilim sevgisine sahip olduğum tüm insanların sevgileri için onları mutlu etmeye de çaba sarf ederim.Ama bir yandan da hayatlarında ciddi bir yüzdelik dilim elde etme derdinde olurum.Bu yüzden 'kronik bencillik' diyorum sanırım.
Belki biraz da içerisinde yalnızlık barındıran bir duygudur bu.Ne yaparsan yap doymayacak olan sevgi açlığına bağlı olarak içinde arttığını sandığın ve ısrarla artış gösteren bir duygusuzluk.Can sıkıntısına da bağlı olarak durum acınası bir hal alıyor.
Ama güzel yanları da var hani.Kendi kendinize kalmaya alışıyorsunuz.Kendi kendinize yetmeyi öğreniyorsunuz.Ve güçlü olmayı öğreniyorsunuz.Kendimden başka kimseyi umruma takmam ben diyorsunuz.Kolay kolay da yıkılmam hani...O derece sağlam bi kaya oluverdim ben bu bencilliğim sayesinde.
Sonuç itibariyle tamam herşeyin fazlası kötüdür fakat bu bencillik olayı alengirli yahu ....Ya ben kendimi ayrı kategorizelendiremediğimden ya da bencillere haksızlık yapmamak için böyle deyip duruyorum...
Ama yine de dozunu aşmamak lazım ....'kronikleşmeye başlayan veya kronik olan bencilliğimizin'...