29 Şubat 2012 Çarşamba

vakt-i beşer


Ölmek için  tam zamanıdır belki şu an...'ölmek vakti'dir.
Yaşamak için geç bir vakittir...
Yaşlanmak içinse zaman yoktur...

28 Şubat 2012 Salı

Ve...sen...ben...


Ve gün battı çoktan Dünya'nın bir ucunda belki başka bir ucunda sema gün doğumuna gebe iken..
Sen yine aklımın en kuytu hücrelerinde gezinirken...
Ben yine sensizliğe mahkum,yokluğuna alışmak isterken...
Ve şehirler ölüm sessizliğini derin bir nefes gibi içine çekerken...
Sen bihaber sevgimden hayatını yaşarken...
Ben tüm bunlara rağmen kalbimin duvarlarına adını haykırırken...
Ve gece bütün karanlığını yıldızlarla süslerken...
Sen gecenin kör karanlığında mışıl mışıl uyurken...
Ben rüyama geleceğini umut  edip,seni düşlerken...
Ve hayat zamana inat duramazken...
Sen sensizliğin anlamını lügatta bile bilmezken...
Ben seni hep seviyor(d)um...

26 Şubat 2012 Pazar

paylaşmak

bir çay bardağının içindeki çayın sıcaklığı gibi paylaştın yalnızlığımı...bende sana sadece masumca bakarak  teşekkür ettim simitimin yarısıyla...mutluluk 50 kuruş kadar pahalı olmamalıydı.

Umut

Umut...artık bir çocuk ismi kadar anlam içeriyor...O meşhur kitaplardan anlamlarına bakılıp konan çocuk isimleri gibi hakeza!

23 Şubat 2012 Perşembe

...

Her satır sonuna eklemekten vazgeçmem seni...Ama her nedense satır başına koymam?halbuki bir önceki cümlenin sonunda bir sonraki cümlenin başındasın...Peki neden seni bu kadar çok kullanıyorum?İnan bende bilmiyorum.Dilbigisi derslerinden İmla Ve Noktalama ünitesinde en sevdiğim işaret sendin belki de...Belki de dilediğim kadar duygumu,ifadesizliğimi,yutkunamadığım hıçkırıkları,söyleyeceklerimi,terbiyemin elvermediği hakaretleri sana yükledim hep her seferinde...Çok mu yüklendim ne sana?
Eğer çok yüklendiysem sana affet beni sevgili üç nokta...:)
Ama aynı zamanda hak ver bana!
Tepkilerimi ifade ettim ünlemle ama sert konuşmak istemedim veya vara yoğa heyecan sarf etmek istemedim!
Sorularım vardı sorunlarım vardı istemedim sorularla boğmaya soru işaretleriyle doldurmaya hayatımı?
Ve nokta koyup bitirmek istemedim hikayemi.
Virgüller konmaz sona konursa eğer bir sonrası olmak zorundadır,değil mi?
Hitap etmedim sevgili hayatıma;
Düşünmedim başkalarından gelen cümleleri ve" fikirleri tırnak işaretsiz bir hayattır en güzeli özgür" düşüncelerle.
Bu sefer bir değişim yapıyorum sadece senin için.
....iyi ki varsın üç nokta...:)

Napardım sen olmasan?:)

Bugünden itibaren yazacağım sana....Tanımadığım ve bir yerlerde var olduğuna inandığım sevgili....:)İnsanların ağırlıklı 'DELİ' diye nitelendirip,şizofreni tescilimi bekleyen bir insanoğlu insan kızıyım bendeniz...:)
Bir yerlerdesin...Nerelerdesin?
Bir yerlerdesin...Belki uzağımdasın...Belki yakınımdasın...Belki güne yeni başlıyorsun henüz...Benim günüm biterken...Belki bir gözyaşı damlıyor kirpiklerinden veya ramak kalmış çehrenden aşağı inmesine...Belki kahkahaların kulakları çınlatıyor....Ya da berbat öresi acılar yaşayıp sabırlar eşliğinde dualar ediyorsun...Ya da ne biliyim güzel karelerle dopdolu bir gün geçirip çektiğin unutulmaz anlara bakıyorsun...Ama bir uhde vardır belki boğazında...'Acaba?'ların vardır beki kafanın içinden geçen labirentlerinde saklı...Ne biliyim veya dinçtir kafan...'Hayatımı yaşıyorum!'diyorsundur elindeki kadehe bakıp iç çekerek?...Hepsi ihtimaller denizimde ki oltama takılacak bir ihtimal...:)Bilmiyorum nerelerdesin ama ben seni merak ediyorum sadece bu var içimde sana dairi....:)
Şu anda esen bir lodosa kapılmışsan eğer kokunu yolla kalbimin kıyı şeridine...İçime çekiyim herşeyinle kokunu gözden ırak olan yüreğimin kıyılarında...
Günün bitmişse eğer diliyorum sana en güzelinden 'İyi geceler...Tatlı rüyalar tanışmadığım sevgili...:)
Yeni başlıyorsan eğer güzel bir 'Günaydın Sevgilim:)'
Ama devam ediyorsan bir şekilde hedeflerine ulaşmak için hayatına...Kaldığın yerden devam et...Seni bekliyorum bilinmeyen denklemimin çözüm kümem...:)

Hangi acı daha büyük acıtır?

Herkesin acı olgusu başkadır değil mi?Kimisini savaş alanında aldığı şarapnel parçasının bacağına saplanması acıtır.Kimisini açık yarasına basılan tuz acıtır.Kimisini gözüne gelen ışık acıtır.Kimisini göremediği ve görmeyi istediği olmayan ışığı acıtır.Kimisini zorla aldığı nefesi verememek acıtır.Kimisi aldığı nefesten muzdariptir yaşamak acıtır.Kimisini kalp pillerinin şarjları acıtır.Kimisini girdiği diyaliz acıtır.Kimisini beş kuruşu olmadığı için alamadığı simit parası ve o simitin kokusu acıtır.Kimisini şirketinin iflas etmesi ve verdiği emeklerin heba olması acıtır.Kimisinin "vatana fedaolsun" dediği evladının şehit haberi acıtır.Kimisini ise mitingde davasında haklı olduğuna rağmen yediği bir polis jobu acıtır,fikirlerine duyduğu saygıya aldığı darbeler acıtır.Kimisini daha anne şefkatine ihtiyacı varken kaç binlere satıldığı başlık parası acıtır.Kimisini daha yaşayacağı ve hatta mutlu olduğu günleri varken bir sapık tacizi  ruhunu acıtır.Kimisi daha koşacağı,uçutma uçaracağı çok zamanı varken,dikkatsiz bir sarhoşun arkasına bakmadan ona çarpıp kaçması acıtır.O sarhoşu da aacıtan birşeyler vardır; sarhoş ise sevgilisinin ona karşılık vermeyip ona ihaneti acıtır.O sevgiliyi de acıtan birşey vardır elbet,sevmediği birine seviyorum diyip asıl sevdiği insandan uzak olması acıtır.Herkesi birçok şey acıtır.

Peki  kimin acısı daha büyük?Veya kimin acısı önemsiz?Buna kim karar veriyor?Acı...Çocukken annelerimizden yediğimiz "ağzına acı biber veririm1tehdidi kadar basit olsaydı keşke.

Aslında bu satırları yazarken çok sevdiğim sanat insanı Bülent Ortaçgil' in Sen adlı albümünü dinliyordum;evet tahmin edebildiğiniz üzere Acıtır adlı parçasını dinlerken düşüncelerim parmaklarımla  can buldu.Kötü mü oldu?İyi mi oldu buna da okuyanlar karar versin.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Onlar yoksa bir aile miydi?



Bir çocuk ağlar o bir yenidoğandır görevi budur.
Bir adam ölür,vadesi dolmuştur,eceli gelmiştir işte herneyse.
Ve bir kadın gider,uğruna tüm canını verenleri tüm hayal kırıkları yüreğinde enkaz yarattığından şehri terkeder...

yokluk

Umutların tükenip,'son nefesin'sigaradan da beter bir şekilde havada halkalar çizip sizi limitsiz bir gerçeklik dünyasına ve hatta sonsuzluğa atan olgu...

21 Şubat 2012 Salı

Uçurum...

Meşhur bir söz vardı değil mi..."Bugün kalan hayatımızın ilk günü"...Belki de kendi ilkimiz sonumuzdur aynı zamanda farkında değilizdir...uçurumun ucundayızdır ve yoğun sisten bi adım ötesini göremeyecek seviyede kör olmuşuzdur.Son adımı attığımızdan bihaber...

hayat...

Hayat bence düşüncelerimizle can bulan bir kadavradır...

20 Şubat 2012 Pazartesi

Unutma(ma)k mı???

İnsanlar hayatlarını anılarla anlamlandırır.Çoğu zaman anı yaşadığımız için gelecekte şu anki halimizin kopmuş bir takvim yaprağından farksız olacağından bihaber yaşarız.Doğru mu yaparız  böyle davranarak? Bilmiyorum.Bu soruyu hatıra alarak cevaplamak haddim değil.Ama şu var ki her insanın hafızasının benim  kadar canlı olmaması canımı yakıyor. Nedense tuhaf bi  şekilde bir olay yaşadığımda en ince ayrıntıya kadar hafızama kazıyorum herşeyi...Yoooo özenilecek  bir meziyet değil. Aksine size acı veren bir durum. Karşınızdaki  insan unuttuysa sizi hele...
Unutulmak insanın canını yakıyor.Karşınızda sizi unutan bunu ne zaman anlar biliyor musunuz?Birgün o da bir  başka kalp tarafından önemsiz kutusuna düşüp unutulduğunda aynı durumu anlar.Aynı umutsuzluğu,hüznü tadar.
Peki unutmak mı daha iyidir?Unutulmamak mı?Veyahut unutamamak mı???
Çelişkiler girdabı vesselam.Bence hepsi yerine göre güzel.Vakit akıyor geçiyor.Öyle bir an geliyor ki;
taşlar yer değiştirip hayatınız yönü değişmiş.Önemli olan önemsiz olmuş önemsiz olan anlam kazanmış.
Unutmak güzeldir.Hakeza insan,nisyandan gelir.Unutmaya mahkumdur.Unutulup unutulamamak bence biraz da kişinin elindedir.Karşınızdakine verdiğiniz değer yaşattığınız anları ne kadar özel kılarsanız o seviyede unutlamazsınız....İstese de unutamaz...
Unutulamayacak anları yaşamak dileğiyle..