29 Ocak 2013 Salı

La Poulet Aux Prunes (Azrail'i Beklerken)


Film 2011 Fransa yapımıdır.Yapım aşaması biraz sürüncemeli olsa da yönetmen Marjane Satrapi 2007'de çektiği ve hatta Oscar'a aday olan Persepolis animasyon filminin devamı ve uyarlaması niteliğinde bu filmi bizlere sunmuştur.Film Fransız yapımı olduğunu buram buram görselliği ve kıyafet tarzıyla gözler önüne sermektedir.Fakat konusu itibariyle 1958 yılında Devrim öncesinde geçen İran döneminde bir müzisyenin hayatını anlatmaktadır.
Filmin orijinal adı 'Erikli Tavuk' anlamına geliyor.Fakat dilimize "Azrail'i Beklerken" olarak çevrilmiştir.Bence çevirisi gayet anlamlı olmuş filmin konusunu düşününce...Filmde Nasser-Ali karakteri çok iyi bir keman müzisyenidir ve bunun beraberinde melankolik,hayattan soğumuş ve anlamlı kılacak tek bişr işaret bulamamaktır.Asıl nedeni ise en sevdiği ve hayata bağlayan tek nedeni olan kemanının kırılmasıdır.Keman kırıldıktan sonra hiç birşey ona anlam ifade etmez ve katlanılmaz acının verdiği ızdırapla kendini yatağa bırakır ve Azrail'i beklemeye başlar.Bu süreçte Nasser-Ali'nin çocukluğundan hayatının var olduğu noktasına kadar olan olaylar ve kişilerden kesitler sunmaktadır.Bu aşamada aklıma başka bir Fransız yapımı olan Amelie filmi geldi aynı biçimde kurgulanmıştı.Fakat Azrail'i Beklerken arka planda pastel görüntüleri ve müziği ile gerçekten güzel bir film olmuş. Amelie'ye göre daha az gülümseten sahnesi ve arayış içinde bir karakter gözlerimize sunuluyor.
Film prömiyerini 2011 Venedik Film Festivali ile yaptığı için fazlasıyla da özel bir deneyim olacak.Ancak canınız sıkıldığında değil gerçekten pürdikkat kaliteli bir film izlemek istiyorsanız ve sanat filmi kategorisine girebilecek bir film olduğundan biyografi tarzı severlere daha çok hitap etmektedir.
Şimdiden iyi seyirler :)


28 Şubat 2012 Salı

Ve...sen...ben...


Ve gün battı çoktan Dünya'nın bir ucunda belki başka bir ucunda sema gün doğumuna gebe iken..
Sen yine aklımın en kuytu hücrelerinde gezinirken...
Ben yine sensizliğe mahkum,yokluğuna alışmak isterken...
Ve şehirler ölüm sessizliğini derin bir nefes gibi içine çekerken...
Sen bihaber sevgimden hayatını yaşarken...
Ben tüm bunlara rağmen kalbimin duvarlarına adını haykırırken...
Ve gece bütün karanlığını yıldızlarla süslerken...
Sen gecenin kör karanlığında mışıl mışıl uyurken...
Ben rüyama geleceğini umut  edip,seni düşlerken...
Ve hayat zamana inat duramazken...
Sen sensizliğin anlamını lügatta bile bilmezken...
Ben seni hep seviyor(d)um...

26 Şubat 2012 Pazar

paylaşmak

bir çay bardağının içindeki çayın sıcaklığı gibi paylaştın yalnızlığımı...bende sana sadece masumca bakarak  teşekkür ettim simitimin yarısıyla...mutluluk 50 kuruş kadar pahalı olmamalıydı.

19 Aralık 2010 Pazar

Kronik Bencillik

Bencil???Kulağa ne kadar soğuk gelen bi kelimedir...Egoist,bencil,kendini düşünen...
Ben mi?Evet belki de kronik bir bencillik benimkisi...Öyle bir düzeydeyim ki;bağışıklık kazanmışım her türlü anti-bencillik içeren şeye karşı o yüzden hiç birşey işlemiyor artık bana.Eeee?Artık kronik bir bencilim.Ve bir o kadar ukala,şımarık,kendini beğenmiş...Ama napalım???Biz ben-ciller olmasak siz naparsınız?Hayatınız ne kadar sıkıcı geçer hiç düşündünüz mü?Aslında o kadar da bencil değilim sevgisine sahip olduğum tüm insanların sevgileri için onları mutlu etmeye de çaba sarf ederim.Ama bir yandan da hayatlarında ciddi bir yüzdelik dilim elde etme derdinde olurum.Bu yüzden 'kronik bencillik' diyorum sanırım.
Belki biraz da içerisinde yalnızlık barındıran bir duygudur bu.Ne yaparsan yap doymayacak olan sevgi açlığına bağlı olarak içinde arttığını sandığın ve ısrarla artış gösteren bir duygusuzluk.Can sıkıntısına da bağlı olarak durum acınası bir hal alıyor.
Ama güzel yanları da var hani.Kendi kendinize kalmaya alışıyorsunuz.Kendi kendinize yetmeyi öğreniyorsunuz.Ve güçlü olmayı öğreniyorsunuz.Kendimden başka kimseyi umruma takmam ben diyorsunuz.Kolay kolay da yıkılmam hani...O derece sağlam bi kaya oluverdim ben bu bencilliğim sayesinde.
Sonuç itibariyle tamam herşeyin fazlası kötüdür fakat bu bencillik olayı alengirli yahu ....Ya ben kendimi ayrı kategorizelendiremediğimden ya da bencillere haksızlık yapmamak için böyle deyip duruyorum...
Ama yine de dozunu aşmamak lazım ....'kronikleşmeye başlayan veya kronik olan bencilliğimizin'...

15 Ekim 2010 Cuma

Geri Dönüşüm Kutusu

Başlamak kolaydır yani...bir nevi bitirmek te kolaydır....En zoru geriye dönmek ve kabullenmektir sanırım...Geri dönüşüm kutusu olsa hayatımızın ne tuhaf olurdu değil mi?Sildiğimiz ama aynı zamanda geri istediğimiz veya o an bi sinirle silip daha sonra tekrar istediğimiz şeyleri bi tıkla hayatımıza yeniden koysak....Bilgilerimizi güncelleyerekten..:)
Ben bir hata yaptım veya yaptığımı kabullendim...Benim hayatımda bir geri dönüşüm kutum yok...Ama beni affedebilecek ve geri dönüşümünü kendi kabullenecek güzellikte bir tanecik insan var....Varlığından çok memnunum ama bazen onu ne kadar sevdiğimi hatırlamam veya tekrarlamam gerekiyor....Cd leri kurcalıyorum onun için yaptığım çekimleri izliyorum...Gözlerimin gülerken,nefesimin heyecandan kesildiği zamanlar oluyor(muş).
İşte dediğim gibi bazen hatırlamak gerekiyor ve hatırlamak gerekiyor ki bu güzel hayatı onunla geçirmeyi düşününce mutlu oluyorsun.
Hayatıma girdi beni mutlu ettii...Zor zamanları atlatmamda yardım etti.Ve bazen çıkardı beni hayatından bazende ben ittim istemediğimi düşündüm hayatımda onu...Ama olmadı katlanamadık dayanamadık birbirimizi öyle kabullendik ki oksijen ve karbondioksit gibiyiz...Biz birbirimize muhtacız....İnanıyorum ki;bu son nefesimize kadar bu kadar şahane olacak....
Ve şimdi olmayan ama bi anda olsa umut edip olduğuna inandığıım geri dönüşüm kutuma teşekkür ederim:)
Birtanecik soğuk nevalemi geri getirdiği için....